YA HEP YA HİÇ, HATA YAPMA HAKKI
Nüfus artışıyla birlikte günümüzün azalan kaynakları ve her alanda “en iyi olan”a prim veren yarışmacı anlayışı ile bilgiye erişebilirliğin kolaylaşması sonucunda çoğu kişi “kusursuz” olma çabasına girmiş gibi görünüyor. Reklamlarda “kusursuz bedenler”, “kusursuz sağlık”, “kusursuz yaşam alaları”, “kusursuz temizlik”, “kusursuz eğitim”, “kusursuz ilişkiler”, “kusursuz kişilik” aklınıza ne gelirse her alanda “mükemmel”i yakalamaya yönelik türlü çeşitli araç gereç, olanak ve öneriler sunularak “kusursuzluk” özendiriliyor, empoze ediliyor. Hal böyle olunca, anne babalık da ister istemez bundan payını alıyor ve giderek daha çok sayıda anne baba çocuklarını “mükemmel/kusursuz” yetiştirmek için çırpınıyor. “Kusursuzluk” arandıkça bunun mümkün olmadığı unutuluyor ve buna erişemeyen mutsuzlar çoğalıyor!
Kendine yönelik “kusursuzluk” arayışında olanlar ulaşılması olanaksız ve gerçek dışı standartlar belirleme eğilimindedirler. Kişi sürekli olarak kendisini eleştirir ve hata kabul etmez.
Başkasına yönelik “kusursuzluk” arayışında olanlar başkalarına kolay kolay iş veremezler, onların yaptıklarını beğenmez, sürekli hata bulurlar. Genellikle öfkelidirler ve ilişki kurmakta zorlanırlar.
“Kusursuzluk” arayışında olanların bazıları ise başkalarının kendilerinden ulaşılması olanaksız beklentileri olduğuna ve çevrelerinden onay ve takdir görmek için çok yüksek standartlara ulaşmaları gerektiğine inanırlar. Genellikle öfke, standartlara ulaşamadıklarında depresyon ve başkaları tarafından yargılanma korkusu duyduklarında da sosyal kaygı yaşarlar
“Kusursuzluk” arayışında olan kişiler her şeyin en iyisini yapması ve asla hata yapmaması gerektiğine inanır. İlk bakışta olumlu bir özellik gibi görünen bu özellik, “elinden gelenin en iyisini yapmak”tan farklıdır. Bu kişiler sürekli olarak denetleme ve onaylanma gereksinimi duyarlar. Yaptıkları işten doyum almaz, mutlu olmazlar. Karar vermede güçlük çektiklerinden ve aşırı biçimde planlama ve düzenlemeye damlaş olduklarından, yaptıkları işi geciktirir hatta erteleyebilir veya yapmaktan tümüyle vazgeçebilirler.
Sevilme ihtiyacı yalnızca “aferin”ler ile karşılanan çocuk “başkalarına göre davranma”yı öğrenir. Diğer kişilerin ne düşündükleri veya ne diyecekleri her şeyden önemli hale gelir. Büyüdüğünde de başkalarının düşünce ve eleştirilerine karşı duyarlı ve kırılgan bir yapı sergiler. Bazen de tutarsız anne baba tutumları ve huzursuz ev ortamında yetişen çocuklar, kendilerince bir düzen oluşturma çabasıyla “kusursuzluk arayışına” girebilirler.
Küçük çocuklar daha çok model alarak, taklit yoluyla öğrenirler. Öncelikle anne babalarını taklit eder ve onlar gibi olmak isterler. “Kusursuzluk arayışında” anne babası olanlar, farkına varmadan onlar gibi olurlar. Hepimiz “hata” yapabiliriz ve bu çok doğaldır. Öğrenmeye giden yol “hata” yapmaktan geçer. Çocuk yürümeyi, emekleyerek, sıralayarak, yalpalayarak, düşe kalka, konuşmayı heceleri söyleyerek, kaşık tutmayı döküp saçarak, okumayı yazmayı harf harf, kelime kelime, öğrenir. Hiç kimse doğduğu anda yetişkinlikte yaptığı şeyleri yapamaz. Hata yapmasına izin verilmeyen çocuklar, “öğrenmesi istenen şeyi” “hatasız yapma” kaygısıyla daha fazla hata yapabilir, öğrenme merakını yitirebilir, öğrenmekte zorlanabilir, hatta öğrenmekten tümüyle vazgeçebilirler.
Yetişkinlerin unutmaması gereken şey, çocukların “hata yapma hakkı” olduğudur!
Bunlar da ilginizi çekebilir