Yaşam

Yuva sıcaklığı

Mevsim kış, aylardan aralık ve dışarıda yağmur… İçeride ise buğulu camlar, kızarmış ekmek ve taze çay kokusu…



Seferihisar, Sığacık ve Doğanbey Körfezi’nden canlı görüntüler… Her kare soğukmu soğuk, içler acısı, yüreklere saplanan buz sarkıtı…

İnsanın içini dışını donduruyor…

Kimi Filistin’li, kimisi Irak’lı.. söylenen o…İzmir’de buluşuyor… Yunanistan’a geçecekler… Sonra, sonrası malum... Ege’nin mavisinde kararan umutlar, donan moraran bedenler…

Oysa, her biri ülkesini bırakmıştı… Kendi topraklarından kopmuştu, kopartılmıştı belki de…Üstelik -Dünya İnsan Hakları Günü-ydü!!!

Ancak, -umuda yolculukta- tükendiler…Bu kaçıncı yolculuk bilinmez ama onların ki son’du.

Dileğimiz -umuda yolculuk-ların son bulması… Herkesin kendi topraklarında mutlu olması elbette…

Yani, insan mutluluğu önce yuvasında aramalı bence…Eşinde, dostunda, kardeşinde, anasında, babasında…

Hani eski Türk filmlerinde izlerdik ya… Evden kaçan, mahallesini küçümseyen kızların hazin sonunu..

Ya da mutluluğu gece hayatında, kumarda, içki de filan arayan evin erkeğindeki pişmanlıkları.. Sonuçta da, yuvanın sıcaklığından kaynaklanan sevgi bağlarının gücünü görürdük... O sevgi bağları ki, bugün de mutluluğun gerçek anahtarı.

Ayrıca, insan mutluluğu çevresinde, mahallesinde, köyünde, ilçesinde, bulunduğu şehirde aramalı bence…

Ve bu mutluluğu yaşadığı topraklarda, ülkesinde, bayrağında

yaşamalı…Yaşatmalı. Yoksa, sonu -dipsiz kuyu-…

Yazıma başlarken demiştim ya, dışarıda yağmur… İçeride ise buğulu camlar, kızarmış ekmek ve taze çay kokusu…

Tam bir yuva sıcaklığı yani.. Ve bu sıcaklığı çok seviyorum ben.. Yani ev hayatını, ev de olmayı, ev yaşantısına bayılıyorum…

Ekranın birinde de -az sonra- spor programı var… Beğenmezsem zaplarım… Daha ne olsun…