Bir dost sesini duymak uzaklardan. Hissetmek onların dünyalarını, yollarını, çarşılarını, arkadaşlarını, yeşilliklerini.

En son yapamadığın bir şeyi yapmayı denemek, o kıpırtılarını, o ihtiraslarını serbest bırakmak. Kuş seslerini, derenin çağlayışını, ormanın oksijenini, çarşının şamatasını, ekmeğin kokusunu, çayın tadını, camekanları düşlerdeki duygularla eşlik etmek.

Ansızın gelen olaylar gibi beklentilerimiz, gördüğümüz canlı fotoğraflar, bir müddet izleyişimiz, keşkelerle ve anın geçmiş muhasebesini yaparken içimizde canlanan duygularımızla, yeşeren umutların düşsel güzelliğini kavramak.

Birbirimizi gördüğümüzde, hatırlayabildiğimiz yüzün çizgilerinin değiştiğini, eksik kalan taraflarını toparlamaya çalışırken yeniden gelen gitmelerin peşinde kaldık.

Gitmek istemeyişlerimiz, kendimizce tasarladığımız dünyalar, direnmeler ve yol almalar nihayet. Oysa nerden bilebilirdim kaçmaların, gitmeye direnmelerin olumsuz tablo çıkarma durumlarını.

Geldim, gidiyorum.Sevgi kırpıntılarını buraya da bıraktım. Belki bu yollardan yaşlanmış halimle geçmem. O yüzden dileklerim var. Hepinize ‘görüşmek üzere’ diyorum.

Artık kendimce bir gitme planı oluşturmak istiyorum. Bir çok felsefi soru sormadan gitme telaşındayım. Gittiğim yerde de şen kahkahalarda, toplantılarda oturup çay içerken konuşmalarımız birbirine karışacak frekans dalgalarıyla .

Eğer hedeflerimiz azıcık uyuşuyorsa yalnız değiliz. Aramızda kilometrelerce yol olsa da nefeslerimiz aynı amaç ve felsefeyle yoğrulacak.