Osmanlı Devleti, denizlerde büyüyerek cihan imparatorluğu olma başarısını gösterebilmiştir. İyi yönetildiği ve yönlendirildiği takdirde Türklerin denizci olabilecek karakterde bir millet olması gerçeği bu başarıda önemli rol oynamıştır.

Selçuklulardan sonra XIV. Yüzyılın ortalarında Anadolu kıyılarından ilk defa denizlere ulaşan Osmanlı Devleti'nin denize ve denizciliğe verdiği önem ölçüsünde büyüdüğü, Karadeniz ve Ege Denizi'ni bir Osmanlı iç denizi haline dönüştürmek suretiyle jeopolitik ve stratejik önemi tartışmasız olan Çanakkale ve İstanbul Boğazlarının güvenliğini sağladığı ve Türk Boğazları'nda yaklaşık üç yüzyıl mutlak egemenlik devri yaşayarak dünya güç merkezi kimliğini koruyabildiği, Girit Adası'nı Çanakkale Boğazı'nın güney karakolu haline getirdiği, Karadeniz ve Ege Denizi'nde deniz hakimiyeti tesis edip Akdeniz'de tam anlamıyla deniz kontrolü sağlayarak o günkü şartlarda Kızıldeniz ve Basra Körfezi ile okyanuslara ulaştığı tarihi bir gerçektir.Osmanlı devleti döneminde -genellikle ticari amaçlarla- deniz yoluyla ülkemize gelen Avrupa devletleri, ülkemizde denizcilik alanındaki limancılık, yükleme, boşaltma, yakıt su kumanya ikmali, romörkör, onarım gibi hizmet ve faaliyetlerimizi yetersiz bulmuşlardır.

O dönemlerde tabii olarak Denizcilik konusunda yetişmiş yeteri miktarda uzman ve zanaatkarımız bulunmuyordu. Denizlerine uluslararası standartları getirme ve ülkemizdeki Deniz ticaretini artırma gayretinde olan Osmanlı Devleti, kendi kaynaklarıyla bu işin altından kalkamayınca yukarıda adı geçen faaliyetleri yapmaları için yabancı uyruklu kişi ve kurumlara Fatih Sultan Mehmet döneminden başlamak üzere(Venedik-1479) önemli ticari ayrıcalıklar(kapitülasyonlar) tanımıştır.Tarihimizde sadece Denizcilik alanında olmayan ve yabancılara tanınan ayrıcalıklar, “Kapitülasyonlar” olarak anılır.

Başlangıçta, yabancıları küçümseyici ve onlardan yararlanma adına bir lütuf olarak padişahlar tarafından lutfedilen bu imtiyazlar, dünyadaki hızlı ekonomik gelişme süreci içerisinde, sömürgeleştirme politikalarının temel dayanaklarını oluşturmuştur.Kapitülasyonlar, ülkemize teknoloji, bilgi transfer etmek yerine giderek tüccar ve zanaatkarımızı zayıflatmış, yabancılarla rekabet edemez hale getirmiştir.

XV. Yüzyılın sonlarından itibaren bir deniz imparatorluğu olarak gelişmeye başlayan Osmanlı Devleti, deniz hakimiyet teorisinin temelini oluşturan Kaptan-ı Derya(Amiral) Barbaros Hayreddin Paşa'nın "Denizlere hakim olan cihana hakim olur" özdeyişini hayata geçirerek rakipsiz bir deniz imparatorluğu olabilmiştir. Ancak, Osmanlı Devleti denize ve denizciliğe verdiği önemin azalması ölçüsünde küçülmüş ve yüzlerce yıl sonra bir gün gelmiş başladıkları yere, Anadolu kıyılarına geri dönmüşlerdir.

18.yüzyıldan itibaren imtiyaz sahibi yabancılar kendi sermayeleriyle kurdukları şirketlerde kendi vatandaşlarını çalıştırıyorlardı. Her geçen gün sermayeleri büyürken yetişmiş elemanları da artıyordu. Kabotaj hakkının yabancılara bırakılması nedeniyle, Türk gemiciler kendi karasularında gemi işletemeyecek duruma düştü. Osmanlı kıyılarında yürütülen balıkçılık ve süngercilik bile yabancıların tekeline girdi.

Mustafa Kemal "En güzel coğrafi vaziyette ve üç tarafı denizlerle çevrili olan Türkiye; endüstrisi, ticareti ve sporu ile en ileri denizci millet yetiştirmek kabiliyetindedir.Bu kabiliyetten istifade etmeyi bilmeliyiz. Denizciliği, Türk'ün en büyük hedefi olarak düşünmeli ve onu az zamanda başarmalıyız." diyerek denizci devlet ve denizci millet idealini ortaya koyarak, ulaşılması gereken hedefi göstermiştir.

Özetle –diğer ticari ve sanayi dallarındaki sıkıntıları saymazsak- Deniz ticareti alanında Osmanlı devleti, tüccarı ve gemicisi her geçen gün geriye gidiyordu.Bu durumun böyle sürüp gidemeyeceği anlaşılınca 1912 yılından itibaren başlayan Kabotaj hakkımızın geri alınması girişimleri, 19 Nisan 1926 tarihinde çıkarılan kanun ile son buldu. 1 Temmuz 1926 tarihinde yürürlüğe giren ve “Kabotaj kanunu” olarak da anılan 815 sayılı bu kanun Türk Denizciliği için gerçek bir dönüm noktası olmuştur.

Kabotaj kelime anlamı itibarı ile bir devletin gölleri, nehirleri, karasuları içinde kalan denizleri ile bunlarla ilgili liman, iskelelerinde yapılan deniz ticaretidir.

1 Temmuz 1926 tarihinde yürürlüğe giren Kabotaj Kanunu ile Türk denizcilik gücünü toparlamaya ve geleceğe taşımaya yönelik önemli adımlar atılmıştır. Temmuz 1926 günü, Türk Denizlerinde 447 yıldan beri yabancılara verilmiş kapitülasyonların sona erdirildiği gündür. Bu günden sonra yurdumuzda deniz taşımacılığı yalnızca TÜRK bayraklı gemiler ve TÜRK insanıyla yapılmaya başlanmıştır.

Türkiye denizciliğinin en üst seviyeye ulaşması dileğiyle kabotaj ve deniz bayramımızın 82. yıldönümünü en içten dileklerimle kutlarım.