SAMSUN’A DEMİR ATAN GÜNEŞ

Bugün, büyük önder Atatürk'ün, Samsun'a çıkarak, bağımsızlık ve özgürlük meşalesini yakmasının 89. yıldönümü.Atatürk'ü Anma ve Gençlik ve Spor Bayramı'nı bu düşüncelerle kutluyor, başta yüce Atatürk olmak üzere, Kurtuluş Savaşı'nın kahramanlarını rahmet ve şükranla anıyorum.

SAMSUN’A DEMİR ATAN GÜNEŞ
23 Mayıs 2008 Cuma 00:00

Ulusların geçmişinde, onların yazgısını değiştiren, yarınlarını aydınlatan, toplumu bütünüyle kavrayıp köklü bir değişmeye, gelişmeye, yeni bir yapıya, yeni bir oluşuma iten tarihler vardır. Böylesine tarihler başlangıçta kuşkusuz koparılmış bir takvim yaprağından farksızdır. Bu tarihler, eğer bir büyük geleceğin, bir büyük inkılabın ilk adımı, başlangıcı olabilmek mutluluğuna ererse kutsallaşır, ölümsüzleşir.

Başlangıçları sonsuzlaştıran, başlangıçları unutulmaz yapan, o başlangıçlardan doğan geleceğin aydınlığı ve sürekliliğidir. 19 Mayıs 1919 böyle bir başlangıçtır, böyle bir ilk adımdır.

Uluslar karanlık dönemlerinde tutunacak dal arar, bulamaz; buldu sandığı dallar, yardım edici sandığı eller yaban ellerdir, hain ellerdir, düşman ellerdir. Böylesine günlerde kimileri kurtuluşu düşmanla birleşmekte, kimileri bir büyük devletin koruyuculuğunda, kimileri parçalanıp bölük, pörçük bölgesel direnme örgütleri oluşturmakta görürler. 19 Mayıs 1919, böyle bir karanlık dönemden seçilmiş aydınlık bir tarihtir.

Devlet adamlarını, yöneticileri, komutanları ölümsüzleştiren, büyük önder yapan, ulusların tarihine, yazgısına damgasını vurduran, uluslarıyla, tarihleriyle bütünleştiren, ulusçu, yenilikçi kafaları ve yapılarıdır. Mustafa Kemal Atatürk böyle bir önderdir.

Savaşları, ulusal kurtuluş hareketine dönüştüren, o savaşların, geri kalmışlığı, sömürüyü kırma, yok etme, tam bağımsızlaştırma, çağdaşlaştırma ve demokratikleştirme amacıyla başlatılması ve sonuçlandırmasıdır. 19 Mayıs 1919’la başlayan Türk bağımsızlık hareketi böyle bir savaştır.

İşgal altındaki ülkesinde yaktığı kurtuluş meşalesini, 85 yıl önce Samsun'dan Anadolu karasına ve insanına taşıyarak, birlikte zafere götüren Türkiye'nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk'ün, gençliğe bayram olarak armağan ettiği tarihin yıldönümü: 19 Mayıs...

Mustafa Kemal’in 3 gün süren gezisinin ayrıntılarına gelince;

16 Mayıs 1919'da, 19 kişiyle denize açıldı. Deniz fırtınalı, makinaları eski Bandırma Vapuru'nun pusulası bozuktu.Kaptan İsmail Hakkı Dursun ise bu suları tanımıyor, Karadeniz'e ilk kez açılıyordu.

Vapurun hareketinden önce Rauf Bey, Mustafa Kemal'e yola çıkmamasını, işgal kuvvetlerine mensup bir torpido tarafından takip edileceğini ve çevrileceğini haber verdi. Ama O'nun kaptana emri, ''Derhal ve bütün süretinle denize açıl'' oldu. Son sürati ancak 7 mil olan Bandırma Vapuru, yola çıktığında denizdeki fırtına, Mustafa Kemal hariç herkesin rahatsızlanmasına neden oldu. Fırtınalı denizde, uykusuz geceler sonunda İnebolu geçildi ve Sinop Limanı'na varıldı. Buradan kara yoluyla gitmenin çareleri araştırıldı, ancak alınan yanıt, ''Ne yol var, ne vasıta'' olunca, Mustafa Kemal, arkadaşlarına,''Çocuklar, bir gecelik daha tehlike var. Onu da atlatabiliriz'' dedi. Vapurla yola devam edildi.

Mustafa Kemal’in Anadolu'ya gönderiliş gerekçesi, “Samsun ve çevresindeki asayişsizliği yerinde görüp incelemek ve tedbir almak” tan ibaretti. Hükümete verilen İngiliz raporlarında, bu bölgede Türklerin, Rumlara karşı gerilla hareketine giriştikleri ve bölgenin asayişini bozdukları bildirilmekte ise de durum tam tersine idi. Bu bölgede, Pontus Rum Devleti kurma amacına yönelik geniş bir Rum faaliyeti vardı. Baskı gören Rumlar değil, Türklerdi. Rum Patrikhanesinden idare edilen Mavri Mira Cemiyeti bu bölgede kurduğu çeteler vasıtasıyla Türk köylerini basıyor, katliamlar yapıyor, yerli halkı yıldırmak istiyordu. Bu girişimlere karşı vatansever Türkler de mukabil çeteler oluşturmuşlar; bölge Rumları ile mücadeleye başlamışlardı. Bütün bu gerçeklere rağmen Mustafa Kema1 Paşa'ya verilen emir gereğince bölge Türklerinin direnmeleri önlenecekti. Mustafa Kemal Paşa, görevi kabul için Ordu Müfettişliği sıfatı ve geniş yetkiler istedi. İstanbul Hükümeti bu istekleri de kabul etti.Bu görev, kuşkuları çekmeksizin Anadolu’ya geçmek için değerlendirilmesi gereken bir fırsattı.

19 Mayıs 1919 Pazartesi sabahı saat 7-8 arası yurdu aydınlatacak yepyeni bir güneş, dağların arasından yükselirken içinde geleceğin büyük kurtarıcısını taşıyan vapur Samsun'a geldi.

Savaşlardan yeni çıkmış, bölünmüş, umutsuz, yorgun, çileli bir ulusu yeniden diriltmek, ayağa kaldırmak üzere Atatürk'ün Samsun'a ve Anadolu'ya ilk adımını atışı o gün o saatte gerçekleşti. Kurmay Binbaşı Ekrem Bey sandalla vapura yanaştı, güvertede bulunan Mustafa Kemal ve beraberindekileri kıyıya çıkardı. Kalabalık bir halk topluluğu ve bando eşliğinde bir bölük asker tarafından coşku ile karşılanan Atatürk'e Belediye Meclis Üyeleri ile ileri gelenler kent adına "hoş geldiniz" dediler. En elverişli konaklama yeri olan Mıntıka Palas hazırlandı. Atatürk Samsun'da altı gün kaldı. Bu sürede arkadaşlarına telgraf çekerek İzmir'in işgalinin protesto edilmesini istemiş diğer taraftan Samsun ve çevresinde asayişin sağlanması ile ilgili çalışmalar yapmıştır. Bir taraftan İstanbul Hükümetini durumdan haberdar ederken, diğer taraftan kurmay subayları ile birlikte, İngiliz subayları ile asayiş hakkında görüşmeler yaparak şehirde yaşanan keşmekeşe son vermeye çalışıyordu. Bu sıkıntılı döneminde Ulu Öndere moral veren, Türk askerinin cesaretini ve vatanseverliğini gözler önüne seren bir olay yaşandı. Atatürk üstü başı yırtık, pabuçları patlak, silâhsız bir nefer gördü; yüzünün rengi bakıra dönen bu asker ağlıyordu.

Atatürk "Asker ağlamaz arkadaş, sen ne ağlıyorsun?" deyince nefer irkildi, başını kaldırdı. Bu sesi tanıyordu. Ve çehre ona hiç de yabancı değildi, hemen doğruldu. Anafartalar'daki kumandanını çelik yay gibi selamladı. O, sorusunu tekrarladı:

- Söyle sen ne ağlıyorsun? İç Anadolu'nun yürekli çocuğu içini çekti.

-Düşman memleketi bastı, hükümet beni terhis ediyor, silâhımızı elimizden aldılar. Toprağıma giren düşmanı şimdi ben ne ile öldüreceğim? Büyük kumandan "Üzülme çocuğum, gel benimle" dedi ve Samsun deposundan nefere silâh verdi. Atatürk'ün yanına katılan ilk bahtlı Mehmetçik budur.

Mustafa Kemal Atatürk’ün, bağımsızlık savaşını, bu savaşın niçin yapıldığını, hangi amaca yönelik olduğunu anlatan Nutuk’u “1919 yılı mayısının 19’uncu günü Samsun’a çıktım” tümcesiyle başlar. “Daha İstanbul’a çıkmadan önce düşündüğümüz ve Samsun’da Anadolu topraklarına ayak basar basmaz uygulamasına başladığımız karar” olarak da belirlediği amaç “Ulusal egemenliğe dayalı, koşulu olmadan bağımsız bir Türk devleti kurmaktı.” Bu da ancak tam bağımsızlığa sahip olmakla elde edilebilecekti. Tam bağımsızlık, mali, iktisadi, adli, askeri ve bunlar gibi her hususta tam bağımsızlık ve tam serbestlik demekti.

Günümüz Türkiye’sinde çoğulcu, özgürlükçü demokratik bir düzen geçerlidir. Ama bu düzen içinde Türk devleti, Türk ulusu, Türk toplumu yeni sömürgecilik anlayışının bazen açık açık söylenen, bazen sezilen, görülen kıskaçlarıyla sıkıştırılmak, bunaltılmak, yok edilmek istenmektedir.

Kıyılarından, her gün doğudan yükselen güneşi gölgede bırakacak, Türk milletinin geleceğine ışık tutacak, yurdumuzu sonsuza dek aydınlatacak olan Mustafa Kemal güneşini doğuran ve Kurtuluş Savaşı'nın başlangıcına beşiklik eden bu şehrin insanları o günden beri büyük gurur taşımış ve her fırsatta bu tarihi günü ölümsüzleştirmesini bilmiştir. Buradan alınılan azim ve inançla ulaştık biz o zaferli 30 Ağustos’a.Hep aynı insanla hep aynı kararlılıkla... Ülkenin kurtuluşunun ancak Ulusla birlikte başarılabileceğini gören Mustafa Kemal Atatürk'ün Samsun'a çıkışı; bugünlere gelmemizi sağlayan bağımsızlık hareketinin sembolü olmuştur. Türk Ulusu, Atatürk'ün önderliğinde kenetlenerek kendi kaderine el koymuş, Ulusal Kurtuluş Savaşı ile varolma mücadelesi vermiştir. Yaşadığı sayısız sıkıntı ve acıya karşın Ulusumuz her defasında tarih sahnesine yine başı dik olarak çıkmasını bilmiştir. Böylece, asırlardır bağımsız yaşadığımız kutsal vatan toprakları üzerinde, Atatürk'ün ileri görüşlülüğü sonucu çağdaş ilkelere dayanan modern Türkiye Cumhuriyeti kurulmuştur.

Atatürk'ün ilke ve ideallerine sonuna kadar sahip çıkmak zorundayız..Atatürk'ün bizlere gösterdiği hedefler doğrultusunda, yolumuza inançla ve kararlılıkla devam edecek, en büyük emaneti ve mirası olan demokratik, laik Cumhuriyeti yeni eserlerle güçlendirip geliştirecek ve sonsuza kadar yaşatacağız.

Bugünün gençlere bayram olarak armağan edilmesi, Ulusumuzun size verdiği değerin önemli bir göstergesidir. Büyük Atatürk'ün "Gençler! Benim gelecekteki emellerimi gerçekleştirmeyi üstlenen gençler! Bir gün memleketi sizin gibi beni anlamış bir gençliğe bırakacağımdan dolayı çok memnun ve mesudum" sözleri, gençlere ne kadar güvendiğini en iyi biçimde ortaya koymaktadır.

Ülkemizin geleceği sizlersiniz. Her zaman ileriyi düşünmeli, daha iyiyi hedeflemeli, bilimin ışığında yaratıcı düşünceyi egemen kılmalısınız. Uygarlık yarışında ülkemizin daha etkin olarak var olabilmesi için geleceğin yöneticileri olarak sizlere de büyük görevler düşmektedir. Sizlere düşen en büyük görev, Atatürk'ün fikirlerini anlamak, O'nun ilke ve inkılaplarını özümsemek, çağdaşlık yarışında ülkemizi daha da ileri götürmektir. Ancak, büyük Atatürk'ün gösterdiği hedefleri yakalayarak dünyanın en güçlü devletlerinden biri olabiliriz.

21. yüzyılda ülkemizin önünde yeni umutlar ve olanaklar durmaktadır. Daha güzel bir gelecek, ülkemizi beklemektedir. Yapmanız gereken, devletimize ve ulusumuza inancınızı her koşulda koruyarak, Türkiye'ye sahip çıkmaktır.

Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.