Ölüme katlanmak zordur. Hele aniden ve genç olan ölümler bizi daha da üzer. Kendimi zin de nerede, ne zaman ölecegini bilemeyiz.

Dünyada her geçen saniye, dakikada birçok kisi ölmekte ve ayni zamanda dogmakta dir. Bu döngü yüzyillardir devam ediyor. Sirasi gelen sahneden çekiliyor. Yeni bireyler geliyor.

Dünyaya bakis felsefemizi degistirsek, düsünce dinamiklerimizi devamli yenilesek aslinda önemli boyutta kendimizi huzurlu hissedecegiz. Üzerinde durulmasi gereken noktalardan biri hayat felsefemizin olusturulmasidir.

Gerçekten vazgeçilmez olan nedir? Yasantimin amaci nedir? Sorularini unutmamaliyiz. Düsünce sistemini oturttugumuz zaman, fark etmesek bile yasantimiz benimsedigimiz kaliplar için de sürer.

Ölüm, soguk etkisi olan kaçinilmaz gerçektir. Elimizde olan güç sevgidir. Tolstoy’un ‘Insan Ne Ile Yasar’ kitabinda belirttigi gibi: Insan, sevgi; Tanri sevgisiyle yasar.

Sevgi ile büyütülen çocuklar, babalari öldükten sonra da yasamlarini sarsintilari atlata rak, güvenli sekilde sürdürebilir. Dünyada, yüz binlerce insanin annesi,babasi veya her ikisi de hayatta degil. Bu oran sadece biyolojik ömrünü tamamlamis anne-babalar için degil; çocuk,genç

yasta anne ve babasini kaybedenler için de geçerlidir. Yetim, öksüz büyüyen çocuklarin durumu korkunç gözükebilir. Tolstoy’un dedigi gibi:’ Neyin hayirli olabilecegini kestiremeyiz’

Yalniz, sevgi felsefesiyle baktigimizda durum degisiyor. Öksüz, yetim kalmis çocuklar da basarili, mutlu gelecege sahip olabiliyor. Dünyanin özünde sevgi vardir. Neyin iyi, yararli olaca gini bilemeyiz. Sevgiyle baktigimizda çözümleyebiliriz.

Ölüm, hayatin bitisi, yok olusu degildir. Aslolan sevgidir. Sevgimizin varligiyla biz ve dünya vardir. Yakinini kaybetmis birisinin sürekli hüzün ve kendini suçlu hissederek yasamasi, sahip oldugu rolün farkinda olmayisidir. Her rolün bir sevgisi vardir. Ölen bir yakinimizin ardin

dan yas tutarken, gözyaslarimiz sabir, metanet ve sevgiye dönüsmelidir.

Mevlana’dan bir sözle bitirelim: ‘ Insanlarin ölümlerine degil, dogumlarina aglayin.’