İNTİHARLAR CUMA VAAZ'INA KONU OLDU

Çerkezköy Müftüsü Bayram Şahin, son Cuma Namazı’nda ilçemizde yaşanan 'İntihar olayları'nı vaaz konusu etti. Kur'an ve Hadis ışığında İslamiyet'e göre 'İntihar' konusu anlatan Müftü Şahin, "İnsanın canı kendisine emanettir. Hiç kimse kendi canının sahibi değildir. Hiç kimse kendisi üzerinde dilediği şekilde tasarruf etmeye yetkili de değildir" dedi

İNTİHARLAR CUMA VAAZ'INA KONU  OLDU
26 Mart 2013 Salı 08:25

Çerkezköy Müftüsü Bayram Şahin, Kocaeli Müftü Yardımcılığı görevine atandıktan sonra son Cuma Namazını da Çekezköy'de kılarak ilçemize veda etti. Müftü Şahin, Çerkezköy'e veda etmeden önce, toplumsal bir sorun haline dönen 'İntihar olayları'nı Cuma Namazı vaazının konusu yaptı. Müftü Bayram Şahin, Çerkezköy Gazetesi'nin iki hafta önce yazdığı haberle gündeme taşıdığı intihar olayları hakkında Kur'an ve Hadis ışığında çok önemli bilgilerin altını çizdi. İlçemizde 2012 yılı Emniyet kayıtlarına göre her ay ortalama 15-20 arası intihar girişimi veya intihar olayı yaşanıyor.
İNTİHAR GÜNAHLARIN EN BÜYÜĞÜDÜR
Cuma vaazında konuşan Müftü Şahin öncelikle, intiharın Türk toplumunun tarihi hiçbir süreçte başvurduğu bir çare olarak görülmediğini söyledi. İntihar'ın İslamiyet'e göre 'Günahların en büyüğü' olduğunu söyleyen Müftü Şahin, "Dinimiz, insanın kendi kendisini öldürmesini, başkasını öldürmesinden daha vahim ve daha büyük bir günah saymıştır. İnsanın canı kendisine emanettir. Hiç kimse kendi canının sahibi değildir. Hiç kimse kendisi üzerinde dilediği şekilde tasarruf etmeye yetkili de değildir" dedi.
Cuma Namazı öncesinde Osmanlı Camisi'nde vaaz veren Müftü Bayram Şahin, "Genel anlamda insan öldürmek büyük günahların en büyüklerindendir. Bir insanı haksız yere öldüren bütün insanları öldürmüş gibidir. Ayrıca bir insanı ölümden kurtarıp hayata döndüren de bütün insanları hayata döndürmüş gibidir. Zira insan kıymetli bir varlıktır. Bu varlığın canını, malını ve namusunu islam korumaya almıştır ve bu üç şeyine dokunmayı haram etmiştir. Müslüman hiçbir şekilde başkasını öldüremez. Hatta, içine korku salacağından dolayı şakadan bile olsa, silahını bir müslümana doğru çeviremez. Kuran-ı Kerimde, rahman olan Allah’ın kullarının özellikleri anlatılırken Allah’ın haram kıldığı nefsi haksız yere öldürmezler, denmekte bunları yapanların, günahının cezasına kavuşacağı belirtilmektedir. Haklı öldürmenin dışında hiçbir şekilde hayatı sona erdirmenin mümkün olamayacağı ayette vurgulanmıştır. Ayrıca, bir mümini kasten öldürmenin cezasının ebedi cehennem olduğu ifade edilmiştir. Kıymetli bir varlık olması itibariyle insanın varlığını hedef alan saldırıların hem dünya hem de ahiret cezası bu ölçüde büyük olacağı bildirilmektedir" diye konuştu.
CANI KORUMAK İMANIN GEREĞİ
Canı korumanın imanın bir gereği olduğunu vurgulayan Müftü Şahin, konuşmasında şunları kaydetti: "Dinimiz, insanın kendi kendisini öldürmesini, başkasını öldürmesinden daha vahim ve daha büyük bir günah saymıştır. İnsanın canı kendisine emanettir. Hiç kimse kendi canının sahibi değildir. Hiç kimse kendisi üzerinde dilediği şekilde tasarruf etmeye yetkili de değildir. Bütün semavî dinlerin günümüze kadar taşıdığı ortak özelliklerinden birisi canı korumaktır. Bu, insan oğluna yüklenen önemli bir sorumluluktur. İnançlı insanlar bu sorumluluğun idraki içinde olduğu içindir ki en ağır hayat şartları karşısında bile böyle bir yola başvurmamışlardır ve de vurmazlar. Çünkü inançlı olan kimseler canı korumanın imanın gereği olduğuna inanmışlardır. Kuran-ı Kerim şöyle diyor: ‘Ey iman edenler! Mallarınızı aranızda batıl yollarla yemeyin. Ancak karşılıklı rıza ile yapılan ticaretle olursa başka. Kendinizi helak etmeyin. Şüphesiz Allah size karşı çok merhametlidir. Kim haddi aşarak ve zulmederek bunu yaparsa, onu cehennem ateşine atacağız. Bu, Allah’a pek kolaydır. Kim de bir mümini kasten öldürürse, onun cezası, içinde devamlı kalmak üzere, cehennemdir. Allah ona gazap etmiş, lânet etmiş ve büyük bir azap hazırlamıştır.’"
HADİSİ ŞERİF DİKKAT ÇEKİCİ
Vaazında sık sık Kuran-ı Kerim ve hadis-i şeriflerden örnekler veren Müftü Şahin, konuşmasında çok dikkat çekici bir hadise yer verdi. Şahin, şunları dedi: "Hz. Ebu Hüreyre anlatıyor: 'Resulullah buyurdular ki: ‘Kim kendisini dağdan atarak intihar ederse o cehennemlik olur. Orada ebedî olarak  kendini dağdan atar. Kim zehir içerek intihar ederse, cehennem ateşi  içinde elinde zehir olduğu halde ebedî olarak ondan içer. Kim de kendisine demir saplayarak intihar ederse, cehennemde ebedî olarak o demiri karnına saplar.'
Ebu Kılâbe merhum anlatıyor: ‘Sabit İbnu Dahhâk radıyallahu anh anlatmıştı: ‘Resûlullah (Aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: ‘Kim, bile bile, yalan yere İslâm'dan başka bir din ile yemin ederse, bu kimse dediği gibidir. Kim kendisini bir şeyle öldürüp (İntihar ederse) kıyamet günü o şeyle azap verilir. Kişinin gücü dışında olan bir şey üzerine yaptığı nezir muteber değildir. Mümine lanet etmek onu öldürmek gibidir. Bir mümine küfür nispet etmek onu öldürmek gibidir. Kim kendisini bir şeyle keserse kıyamet günü onunla kesilir. Kim malını çok göstermek için yalan bir iddiada bulunursa, Allah onun azlığını artırır.’”
İSLAM DİNİNE GÖRE YAŞAMA HAKKININ ÖZELLİĞİ
İslâm dini, inancı, rengi, ırkı ve sosyal konumu ne olursa olsun her insanın hayatını dokunulmaz bir değer olarak kabul ettiğini söyleyen Şahin "İnsan hayatına yönelik her türlü saldırı ve tehlikeyi en etkili şekilde önlemeye çalışır. Bu nedenledir ki İslâm, kişilere yaşama haklarını kendi elleriyle yok etme demek olan intihar hakkını vermemiş, bunu büyük günâhlar arasında saymış, inancı ve ameli ne olursa olsun bu kimselerin sırf intihar etmiş olması sebebiyle ahirette büyük bir cezaya çarptırılacağını bildirmiştir" dedi.
KUR'AN VE SÜNNETTE İNTİHAR YASAĞI
İslâm’da dinin temel amaçlarının başında gelen, 'Canın korunması' ilkesinin bir sonucu olarak kişinin haksız yere başkasını öldürmesi gibi kendi canına kıyması da kesin biçimde yasaklandığını anlatan Müftü Şahin, şöyle devam etti: "Kuran-ı Kerim’de geçen ve öldürmeyi yasaklayan ayetler her iki durum için de söz konusudur. Ayrıca; '... Kendinizi kendi ellerinizle tehlikeye atmayınız...' (Bakara, 2/195) anlamındaki âyet de dikkate alınarak, kişinin kendi ölümüne yol açacak davranışlara girişmemesi gerektiği belirtilmiştir. Hadislerde, intihardan şiddetle kaçınmayı gerektiren ifadeler yer alır. Bu hadislerin anlatmak istediği şey; insanın kendi canına kıymasının affedilemeyecek ölçüde  büyük bir suç ve günâh olduğu gerçeğidir."
Müftü Şahin, Söz konusu hadislerden bazıları şöyle sıraladı:
-  (Dünyada ip ve benzeri) şeyle kendisini boğan kimse cehennemde kendisini (onunla) boğar, dünyada kendisini vuran, cehennemde kendisini vurur (azabı böyle olur).
-  Kim kendisini bir dağın tepesinden atar da ölürse, cehennem ateşinde de ebedî olarak böyle (azap) görür. Kim zehir içerek kendisini öldürürse, cehennemde zehir kadehi elinde olduğu halde devâmlı ceza çeker.
CENNET KİME HARAM KILINDI?
Bütün bu hadisler intiharın ne denli büyük bir günah olduğunu ortaya koyduğunu söyleyen Müftü Şahin, "İnsan, ne kadar zor ve acıklı bir durumda olursa olsun, kendi hayatını sona erdirme hak ve yetkisine sahip değildir. Büyük acı ve ızdıraplar içerisinde kıvranan insanlar için bile, kendi canına kıyarak hayatına son vermesi meşru bir yol değildir. Hz. Peygamber, gerek geçmiş ümmetlerden gerekse kendi ashâbı arasından bazı örneklerle bu hususa dikkat çekmiştir. Nitekim O, daha önce yaşayan insanlardan birinin dayanamadığı bir acıdan dolayı, ölüme teşebbüs ettiğini bundan dolayı da Cenâb-ı Hakk’ın, kendisine cenneti haram kıldığını haber vererek şöyle buyurur: ‘Sizden önce geçen ümmetlerden bir kişi vardı. Onun vücudunda bir yarası vardı. Kangren haline gelmişti. O yaranın elem ve ızdırabına dayanamayıp, bir bıçak almış da onunla elini kesmişti. Fakat kan bir türlü kesilmemiş nihayet ölmüştü. Yüce Allah; 'Kulum kendi kendine ölüme teşebbüs ederek benim önüme geçti. Ben de ona cenneti haram kıldım' buyurmuştur."
İNTİHAR EDEN SAHABİ CEHENNEMLİK!
Kuzman isimli sahabînin durumu da çarpıcı bir örnek olarak zikredilmektedir. Hayber Savaşı’nda gösterdiği kahramanlıklar sebebiyle ashab-ı kirâm, Peygamberimizin huzurunda ondan övgüyle bahsetmiş, ancak Hz. Peygamber, bu kişinin cehennemlik olduğunu haber vermişti. Daha sonra onun savaşta aldığı yaraların acısına dayanamayarak kılıcı üzerine yatıp intihar ettiği görüldü.
ACI VE SIKINTILAR KARŞISINDA MÜSLÜMANIN TAVRI NE OLMALI
Cuma Namazı öncesinde yaklaşık bir saat süreyle intihar konusunu anlatan Müftü Şahin, öğüt ve nasihatlerde de bulundu. Müftü Şahin, acı ve sıkıntılar karşısında Müslüman'ın tavrının, şöyle olması gerektiğini söyledi: "Sıkıntılara göğüs germek, acıya ve kedere karşı sabır göstermek, şartları ne kadar kötü olursa olsun, Allah’a olan inanç ve güveni yitirmemek, müslümanın temel karakteri ve ilkesi olmalıdır. Üstelik bu yolda gösterilen sabır ve mücadelenin Allah katında büyük bir ecri ve değeri vardır. Kur’an-ı Kerim’de hayatta karşılaşılan sıkıntı ve problemlerin birer sınav aracı olduğu, bunlara karşı sabır ve metanet gösterildiğinde iyi müslüman olunacağı sıkça hatırlatılır. Bu konuda, örnek olarak, bir iki âyet zikredelim: ‘Andolsun ki, sizi biraz korku ve açlıkla, bir de mallar, canlar ve ürünlerden eksilterek deneriz. Sabredenleri müjdele.’ (Bakara, 2/155). ‘Onlar, Allah anıldığı zaman kalpleri ürperen, başlarına gelen musîbetlere sabreden, namazı dosdoğru kılan ve kendilerine rızık olarak verdiklerimizden Allah yolunda harcayan kimselerdir.’” (Hac, 22/35). Müslüman her şeyin Allah’tan geldiğine inanmalı, acı ve sıkıntılar karşısında Allah’a sığınmalı, O’na yönelmeli ve sevabını Rabbinden dilemelidir."
İNANÇ BOŞLUĞU-İNTİHAR İLİŞKİSİ
"İslâm tarihinde toplu intihar olayları hiç yaşanmadığı gibi münferit bazı olaylar dışında intiharın toplumsal bir sorun haline geldiği de hiç görülmemiştir" diyen Müftü Şahin, şunları kaydetti: "Çünkü İslam, ümitsizlik hallerinde, çözüm şeklinin intihar olmasına müsamaha ile bakmamaktadır. Günümüzde ise özellikle Batı toplumlarında intiharın, sosyal bir âfet halini aldığı bir gerçektir. Ahlâkî ve mânevî değerlerin zayıfladığı durumlarda kendisine sağlam bir dayanak ve güvenli bir sığınak bulamayan kimselere ölüm yaşamaktan daha çok tercih edilir bir yol olarak görünmektedir. İlmî veriler, dini inançlarına bağlı kimselerde intihar nisbetinin çok düşük olduğunu göstermektedir."
DİNİ DEĞERLERİN İNTİHARLARI ÖNLEMEDEKİ ROLÜ
Müftü Şahin, vaazının sonunda dini değerlerin intiharı önlediğini söyledi. İnanç ve güven duygusu, ibadet, dua, sabır gibi dini değerlerin intihar etmek düşüncesinde olanları bu düşünceden vazgeçirdiğini söyledi.  Müftü Şahin şunları söyledi: Dini inancın, insanın ruhsal hayatındaki olumlu etkisi bilinen bir husustur. İnsan için ana, baba, dost, makam-mevki, para vs. güvence olabilir. İnsan yerine göre bu tür güvencelere dayanır. Ancak bu tür güvenceler geçicidir; bugün varlarsa yarın yok olabilirler. Bu bakımdan bunlarla sürekli güven duygusu sağlanamaz. Türkçemizde de bu durumu anlatan şöyle bir deyim vardır: ‘İnsana dayanma ölür, ağaca dayanma kurur, duvara dayanma yıkılır.’ Bu tür güvencelerin ikinci bir niteliği de güven sağlama alanlarının sınırlı oluşudur. Güvensizlik doğurabilecek sayısız olaylar karşısında, doğması muhtemel bütün halleri karşılayacak geniş bir etki alanına sahip değillerdir. İnsan için sürekli yani geçici olmayan, güvensizlik duygusu doğurabilecek muhtemel her olay karşısında sığınılabilecek, gücü sonsuz olan bir güvence gerektir ki o da Allah’tır. Çünkü Allah, her şeye kâdir, mutlak bir varlıktır. İşte böyle bir varlığı güvence olarak kabul edip, ona teslim olan kişi, çevresinde olup biten ve durumunu sarsabilecek her türlü hadiseye karşı mukavemet gösterir, kişiliği rencide olmaz, dolayısıyla strese girmez. Erzurumlu İbrahim Hakkı’nın ifadesi ile:
‘Hak şerleri hayreyler
Zannetme ki gayreyler
Ârif anı seyreyler
Mevlâ görelim neyler
Neylerse güzel eyler’
diyebilen ve buna içtenlikle inanan kişi, olaylar karşısında güvensizlik duygusuna kapılmaz, rûhen yıkılmaz. Stres ve bunalımdan kurtulmak için esas olan Allah’a tam teslim olabilmedir. Bu hal, ruhun mutlak’a açılabilme halidir. Bunun için gerekli olan şey de dînî inançtır. Dinde iki müessese mutlak’a açılmada en büyük rolü oynar. Bunlardan birincisi ibâdet ikincisi duâdır. Bu arada temeli güven duygusu olan sabır da önemlidir."
İBADET
İnanç ve güven duygusundan sonra ibadet konusunu ele alan Müftü Şahin, "İbâdet ruhu yüceltir, kalbi kötü düşüncelerden arındırır, davranışları düzelterek kişiyi ahlâken olgunlaştırır. İbâdet esnasında insan kendisini Allah’ın huzurunda hisseder. İbâdet süresince insan mümkün olduğu ölçüde Allah’la olan ilişkiler dışındaki uğraşılarından uzak durur. Kendisini dış etkilerden âdeta soyutlar, Allah’la başbaşa olduğunun bilincine erişmeye çalışır. Böyle bir tutum ruhu mutlak’a açılmaya hazır duruma getirir."
DUA
Müftü Şahin daha sonnra dua ile ilgili şunları söyledi: "Duâ; kulun Allah’tan yardım istemesi, iyilik ve rahmet dilemesi demektir. Bir başka deyişle, insanın gönülden Allah’a yönelmesi, hem kalbi hem de dili ile dileklerini O’na sunmasıdır. Normal zamanlarda insanın gücüne güç katan duâ, karamsarlığa düşüp, ümidini yitirdiği anlarda da kalbinde parlayan ve ümit kapılarını açan bir ışıktır. Yine duâ, insanın keder ve üzüntülerini hafifleten, ruhunu huzura kavuşturan bir devâ, felaketler karşısında ve acılı günlerde bizi sarsılıp yıkılmaktan koruyan mânevî bir güçtür. Allah ile kul arasında bir bağ olan duâ, ilahi rahmetin imdada yetişmesini sağlayan önemli bir vasıtadır. Yüce Allah, Kur’an-ı Kerim’de. '... Bana duâ edince, duâ edenin duâsına cevap veririm...' (Bakara, 2/186). buyurarak duâları kabul edeceğini ve isteklere karşılık vereceğini bildirmektedir."
SABIR
Müftü Şahin son olarak dinin bir başka hasletlerinden olan sabırla ilgili olarak şunları söyledi: "Stres ve bunalım doğuran hadiseleri etkisiz bırakan önemli bir etken de sabırdır. Sabır, başa gelen musibetlerden dolayı Allah’tan başka kimseye şikayetçi olmamak, yakınmamak, sızlanmamak; nefse ağır gelen ve hoşa gitmeyen şeyler karşısında dünya ve ahiret yararını düşünerek, ruhî dengeyi bozmamak için insanın kalbinde bulunan sükûnet ve dayanma gücü demektir. Diğer ahlâki erdemlere de kaynaklık etmesi sebebiyledir ki, Kuran’da müminlere ısrarla sabırlı olmaları tavsiye olunmuştur. (bk. Kehf, 18/28)Peygamberler, çevresindekilere daima sabrı tavsiye etmişlerdir. Mesela Hz. Musa İsrai loğullarına: '... Allah’tan yardım isteyin ve sabredin” (A’raf, 7/128 ) tavsiyesinde bulunmuş, Hz. Lokman da oğluna; 'Yavrucuğum! Namazı dosdoğru kıl. İyiliği emret. Kötülükten alıkoy. Başına gelen musibetlere karşı sabırlı ol. Çünkü bunlar kesin olarak emredilmiş işlerdendir” (Lokmân, 31/17). diye öğütte bulunmuştur. Ayrıca Yüce Allah, başına gelen musibetlere sabırla katlandığı   için, Hz. Eyyub’u,  '... O ne güzel bir kuldu!...' ( Sâd, 38/44) buyurarak övmüştür. Hz. Peygamber de, müminlere başlarına gelen bela ve musibetlere karşı sabırlı olmaları tavsiyesinde bulunmuş, kendisi de; 'Sabret! Senin sabrın ancak Allah’ın yardımı iledir...' (Nahl, 16/127
İlahî buyruğuna uyarak, hayatı boyunca sabır konusunda bizlere örneklik etmiştir. Mü’min, başına gelecek çeşitli sıkıntılar karşısında imtihan geçirebilir. O, sabır ve metaneti, Allah’a olan güveni ile bu ağır sınavı kazanmak durumundadır. Bu hususta Allah Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyurur:  'Andolsun, mallarınız ve canlarınız konusunda imtihana çekileceksiniz. Sizden önce kendilerine kitap verilenlerden ve Allah’a ortak koşanlardan üzücü bir çok söz işiteceksiniz. Eğer sabreder ve karşı gelmekten sakınırsanız bilin ki, bunlar (yapmaya değer) azmi gerektiren işlerdendir.' (Âl-i İmrân, 3/186)."
İNTİHAR KESİN BİÇİMDE YASAKLANMIŞTIR
Müftü Şahin cuma vaazını şöyle tamamladı: "Aklî, bedenî, ahlâkî ve ruhânî en mükemmel meleke ve yeteneklerle donatılmış olan insan tertemiz halde, maddî ve mânevî her çeşit yükselmeye müsâit olarak doğar. Dinimizde insanın can güvenliğine, başka bir deyişle hayat hakkına büyük önem verilmiş ve insan hayatının dokunulmaz (masum) olduğu belirtilmiştir. Kişinin yaşama hakkına tam bir saygı gösterilmesini sağlamak için de bir takım maddî ve mânevî yaptırımlar konmuştur. İslâm Dininin temel amaçlarının başında gelen “canın korunması” ilkesinin bir sonucu olarak kişinin haksız yere başkasını öldürmesi gibi, kendi canına kıyması (intihar) da kesin biçimde yasaklanmıştır. Peygamberimizin (a.s.) intiharla ilgili hadislerinde vurguladığı husus ise, insanın kendi canına kıymasının affedilemeyecek ölçüde büyük bir suç, günah ve haram olduğu gerçeğidir.”

Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.