banner57

ÇANAKKALE GEÇİLMEZ


Nurhan Acar Azkın

Nurhan Acar Azkın

18 Mart 2021, 10:48

Çanakkale Deniz Zaferi’nin 106.yıldönümünü kutladığımız bugün; vatanımızı vatan yapıp bize emanet eden başta büyük önderimiz M.Kemal Atatürk’ü, silah arkadaşlarını ve kahraman şehit ve gazilerimizi saygı, minnet ve rahmetle anıyorum. Çanakkale evladı olmaktan, şehit ve gazi torunu olmaktan büyük onur ve gurur duyuyorum.

Çanakkale, denizaşırı sömürge imparatorlukları kurmuş ve en son teknolojik silahlara ve devasa donanmalara sahip devletlerin de yenilebileceğinin görüldüğü ve yıllar yılı esaret altında yaşamış milletler için istiklâl meşalelerinin tutuşturulduğu yerdir.Türk halkının duyarlı yüreğinden kopup gelen türkülerde, İstiklal Marşımızın şairi Mehmet Akif Ersoy’un dizelerinde nesilden nesile aktarılarak yaşatılacak bir savaştır.
 
Çanakkale, sadece cephedekilerin değil, geride kalanların da savaştığı bir kahramanlık destanıdır. Nerede ise hemen her haneden bir kişi cepheye gitmiş, millet cephedeki evladı için seferber olmuştur. Köyler boşalmış, tarlaları sürecek, tohum atacak genç kimse kalmamıştır. Birçok evde ise analar öksüz evlatları ile yalnız kalmıştır. Okulların büyük kısmında öğretmen ve öğrenci yokluğundan eğitime ara verilmiş; boşalan çoğu okul binası ise cepheden gelen yaralılar için hastaneye dönüştürülmüştür.
 
Çanakkale Muharebeleri, Osmanlı son dönem harpleri içerisinde en kapsamlı ve aynı zamanda en şiddetli savaşlardan birisidir. Bu cephe Birinci Dünya Savaşı’nın seyrini değiştirdiği gibi Osmanlı/Türk toplumunun da kaderini derinden etkilemiştir.
 
 Gerçekte on binlerce kişinin kaybına, ölümüne neden olan savaş, sadece Türkler için değil binlerce kilometre öteden, deniz aşırı ülkelerden Çanakkale’ye gelip nereye geldiğini, kimlerle ve niçin savaştığını bilmeden kaybolup giden gencecik insanların da dramı olmuştur. 
 
 20’nci yüzyıl başında Avrupa’da esen savaş rüzgarları, 1914 yılı yaz aylarına gelindiğinde kıtayı adeta bir barut fıçısı haline getirmiş, kısa sürede birbirini izleyen karşılıklı savaş ilanlarıyla o güne dek görülmemiş yoğunlukta bir savaş başlamıştı. Avrupa’nın hiçbir parçası ortaya çıkan bu mücadelenin uzağında kalamamıştı, tıpkı Osmanlı Devleti gibi...Çanakkale cephesi ise, bu savaşta açılan onlarca cepheden sadece bir tanesiydi.Peki Müttefikleri Çanakkale deniz harekatına iten sebepler nelerdi?İngiltere, “Şark Meselesi”nin çözümünü İstanbul’un alınmasında görüyordu. İstanbul’a giden yol elbette Çanakkale Boğazı’ndan geçiyordu. Bu nedenle Harb-i Umumi’nin askerî kuvvet olarak en büyük cephesi Çanakkale’de açıldı.Sebepleri ne olursa olsun yorgun düşmüş ve eski gücünü kaybetmek üzere olan Osmanlı Devleti, fikrî ve fiziki hazırlığı olmadan yeni bir harbin içine çekilmişti.
 
Müttefiklerin Çanakkale Boğazı’na ilk saldırıları 3 Kasım 1914’teki Seddülbahir ve Kumkale’ye yapıldı. 19, 25 ve 26 Şubat 1915’te müttefiklerin yaptıkları saldırılar tam amacına ulaşamadı. Nusret, nihayet saat beşe doğru Karanlık Liman’a vardı. Kıyıya paralel olarak 100’er metre aralıklarla ve 4,5 metre umka 26 mayın sessizlik içinde döşendi. Görev tamamlandığında yine aynı sessizlik ve dikkatle geriye dönen Nusret Mayın Gemisi, bir savaşın kaderini değiştirecek 26 Mayını on birinci mayın mânia hattı olarak döşemiş oldu.

Çanakkale Müstahkem Mevkii Komutanı Cevat Paşa, deniz harekatı sabahını hatıralarında şöyle anlatıyor: “18 Mart sabahı düşman donanmasının taarruz edeceği hakkında bir malumat yoktu. O sabah Büyük Önder Atatürk’le beraber Seddülbahir mıntıkasında bulunan bir piyade alayını teftiş ediyorduk. Sahaya vardığımız zaman alayda hiçbir hazırlığa tesadüf etmedik. Sadece karşımıza çıkan bir Mehmetçik -düşman donanması geliyor- dedi ve siperine girdi. Gözlerimiz ufukta idi. Düşman donanmasının yavaş yavaş methale (girişe) doğru ilerlediğini gördük. Hemen geri döndük. Maydos’ta Atatürk’ten ayrıldım. Bir motora atlayarak Çanakkale’ye geçtim ve doğru tarassud (gözetleme) mahalline gittim”. Gerçekten de 18 Mart Perşembe günü sabahı Müttefik Donanması kendinden emin bir şekilde Amiral de Robeck’in üç kelimelik muhteşem emrini uygulamaya koymuşlardı.

     -Tam yol ileri-. Komutanlar diplomatlarının telkinleriyle sandılar ki Gordion’un kör düğümü misali yaşlı Osmanlı Devleti bu saldırıdan sonra bıçakla kesilmiş gibi ikiye bölünüp dağılacak. Donanma saat 10.30’da iki saf halinde boğaza girdi. Türk tarafında alarm, gözlem yapmakta olan Alman tayyaresinin verdiği bilgiler doğrultusunda 10.25’te verildi. Alarm verilmesi ile birlikte maiyetindekilere yapmaları gerekenlerle ilgili direktiflerini veren Müstahkem Mevki Komutanı Cevat Paşa konuşmasını şöyle bitirmişti: “Mermilerimiz bir zırhlıyı batıracak takatta değildir. Sizlerden istediğimiz isabet kaybetmeseniz bile mermilerinizi gemilerin mümkün olduğu kadar yakınlarına düşürmenizdir. Gemilere yakın düşen mermiler mürettebatın maneviyatını bozar. Gemi yer değiştirmeye mecbur olur.”

Taarruza İngiliz ve Fransız donanmasına bağlı 16 adet torpidobot,6 denizaltı ve 21 mayın tarama gemisi katıldı. Saat 11.30’tan itibaren altı büyük İngiliz savaş gemisi Çanak ve Kepez Burnu’ndaki savunma tesislerini yoğun bombardıman altına aldı. Boğazın her iki kıyısındaki obüs ve havan bataryaları mevzilerinden bir mermi yağmuru gemilerin üzerine yağdı. Agamemnon isabet aldı, Inflexible’ninpruve direğinin üçayağı koptu, köprü üstünde yangın çıktı.
 
Saat 12.00’den kısa bir süre sonra 4 savaş gemisinden oluşan Fransız filosu, ile 6 İngiliz savaş gemisi tabyaları bombalamaya başladı. Türk tabyaları da karşılık vermeye çalışıyor fakat etkili olamıyordu.Türk tabyalarını hallaç pamuğu gibi atıp mayınları ağda balık gibi avladıklarını sanan Filo Komutanı Amiral de Robeck Boğazın en dar yeri olan Karanlık Liman’a hamle emri verince tabyalar birden bire bir yanardağ gibi gürlemeye başladı. Herkesin gözü önünde tuz buz olan Dardanos Tabyasının yeniden şahlandığını gören İngiliz ve Fransız filosu, hatıralarında bu gelişmeyi “inkisar-ı ziya (ışığın laneti) diye anlatmışlardır.
 
O saatleri Çanakkale Savaşı’na mülâzim (teğmen) Aşır Arkay şöyle anlatıyor: “Bir aralık bir susma oldu. Cephane getirelim mi? dedim. Yüzbaşım: -onu bırak da dışarıya bak- dedi. Denize baktım. Yan yatmış bir zırhlı gördüm. Altının yeşil teknesi gözüktü. Bir düşman gemisinin batacağını ne biz ne onlar akıldan geçirmiyorduk. Sükut beş dakika kadar sürdü. Methalden yetişen iki gemi geldi. Yaralıları toplamaya başladı. Biz o aralık ateşi kestik. Sonra ateş yeniden şiddetlendi. Bizde maneviyat derhal artmıştı. Biraz sonra Irresistible’den insanlar suya atladı. Meğer o da mayına çarpmıştı. Bizde artık neşe emir ve kumandayı aştı.”
 
18 Mart günü saat 17.45’te deniz taarruzu sona erdiği zaman tarafların kayıp bilançosu şöyleydi. Müttefik filosunun 3 zırhlısı batmış, 2 zırhlısı aylarca onarıma muhtaç bir halde yaralanmış, diğer bazı gemileri de tamiri günlerce sürecek kadar hasar görmüştü. İnsan kaybı 1.000 kişiyi bulmuştu. Türk tarafının kaybı, İtiaf donanmasıyla karşılaştırıldığı zaman oldukça az görülür. Deniz harekatında toplam insan kaybı 18’i Alman olmak üzere 58 şehit, 74 yaralıdır. 176 toptan yalnız 8’i yara almış ve bunların 4’ü kullanılamaz hale gelmiştir.

Boğaz geçilememiş ve birçok tarihçi ve diplamatın söylediği gibi savaşı Türkler 2 yıl daha uzatmışlardı. Boğazlar ticaret filolarına açılamamış, Romanya ve Rusya gibi ülkeler ekonomik olarak çökmüşlerdir. Aralıklarla yapılan bombardımanlarla İstanbul’da panik yaratıp askeri darbe ile hükümeti düşürme yoluna gidilmiş ama başarılı olamamıştır. Dedeağaç’ta gizli yapılan görüşmelerde Osmanlı yöneticilerine para teklif edilmiş ancak başarılı olunamamıştır. İngilizler sinsi düşünceleri gereği arlık Rusya’sına yardım ediyormuş gibi görünerek Boğazlar’ı işgal planını uygulamaya koymak istedilerse de Türk askerinin yenilmez gücü sayesinde yanılmıştır. Osmanlı topraklarından pay almak isteyen İtalya saf değiştirerek İtilaf Devletleri safına geçmiştir. Türklerin İtilaf donanmasının boğazdan geçmesine izin vermeyişi, Rusya’da Bolşevik isyanının çıkmasına zemin hazırlamıştır. Dünyada dengeler değişmiş, savaş öncesinde tüm Dünya ülkelerince “yenilmez güç, yenilmez armada” olarak görülen İngiliz İmparatorluğu çökme sürecine girmiştir. Hindistan, Mısır gibi İngiliz sömürgeleri, Türk askerinin bağımsızlık ruhundan etkilenerek savaştan sonra özgürlük mücadelesini başlatmışlardır. 
 
Dünyada birçok ülkede Çanakkale Geçilmez dedirten Türk ordusunun saygınlığı artmıştır. Öyle ki, 2004 yılında ABD’nin Irak’ı işgali sırasında, ABD ordusunun Türk topraklarını kullanması hususunda ret kararı vermesinden sonra bazı Amerikalı şahinlerin Türkiye’yi cezalandırması söz konusu olunca ABD Dış işleri Bakanı ColinPowell’in “Gelibolu’yu unutmayınız sözü Çanakkale Deniz Zaferinin önemini vurgular niteliktedir.

Bu zafer, Avrupa’nın “hasta adam” diye tanımladığı Osmanlı Devleti’nin uzun bir aradan sonra kazandığı ilk büyük zaferdi. Sonunda Türk askerî yıllardır özlenen gücünün özünden bir şey kaybetmediğini göstermişti.“ Yenilmez armada” diye tanımlanan İngiliz donanması, Türk ordusunun mucizevî gücü sayesinde geri püskürtülmüştü. Böylece İstanbul muhtemel bir işgalden kurtarılmıştı. Lidersiz, örgütsüz ve moralsiz bir milletin haritadan silinmesini engelleyerek başını dik tutmasını başarmıştı. 18 Mart taarruzu, Müttefik Donanmasının büyük ümitlerle ve kendilerinde emin bir şekilde başlattıkları ve kara desteğini göz ardı ederek yalnız donanma gücü ile Çanakkale’yi geçerek İstanbul’a ulaşma girişimi, Türk kudretinin ve savaş stratejisi kaidelerinin ihtimali yüzünden kendileri için mukadder olan klasik bir felakete dönüştü. Bu gelişme Türk tarafında büyük bir sevinç ve coşku ile karşılanırken müttefikler arasında ciddi bir tedirginliğe ve Çanakkale’den geçebilmek için yeni arayışlara yol açtı.

Aziz şehitlerimiz ruhunuz şad olsun!

 
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.